Türk başkanlık sisteminin doğuşu

Türk başkanlık sisteminin doğuşu

Binali Yıldırım’ın Başbakanlığa atandığı tarihi, ileride Türk tipi başkanlık sisteminin doğuş yıldönümü olarak hatırlayacağız.
Bu sistemin resmi yapısı meydana artık çıkmadı ama gözüken o ki bizim başkanlık sistemi şu şekilde çalışacak: Devletin baş meydana gelen, kocaman amaçları koyan, evrensel yeryüzünde Ülkemiz’ye taraf verici kuvvetli başkanın koyduğu hedeflerin ve vereceği talimatların süratle uygulanıp yaşama geçirilmesi, onla beraber tam ahenk içerisinde olacak bir icraatçı iş bitirici Başbakan aracılığıyla yürütülecek. Şu dönemde karşın karşıya olduğumuz sıkıntılara ve ivedi el atılması gerekli olan sorunlara baktığımda Başbakanlık koltuğuna Binali Yıldırım’dan ek olarak güzel bir ad olamazdı diyorum. Kocaman amaçları, kocaman projeleri bitirmek dair ondan ek olarak iyi meydana gelen bir politikacı bulamazsınız. Devletin kocaman çıkarları esasen Erdoğan’a teslim, onlar da emin ellerde. Okumaya devam et “Türk başkanlık sisteminin doğuşu”

PKK’nın Kürt vatandaşlarına ağlatısal hakareti!

PKK’nın Kürt vatandaşlarına ağlatısal hakareti!

Devletin gücü ve milletin reaksiyonları karşısında kocaman hezimet aldıkları Nusaybin’den çekilme kararı alan PKK, hükmünün gerekçesini izah ederken bunca süredir acımasızca kullanıp kötülük yaptığı Kürt vatandaşlarına “trajik hakaret” manasına iştirak eden sözleri de utanmadan edebildi.
Onlara yönelik Nusaybin’den çekilme sebepleri, güya devletin buraları temizlerken sivil milletin kayıp görmesiymiş. Bu gülünecek (acınacak) bir sebep ve yalnızca PKK idaresinin şu anda ne türlü bir panik içerisinde meydana geldiğini, kafalarının ne türlü anlaşılmaz meydana geldiğini gösteriyor.
Oralarda devletin reaksiyonunu çeken örgütlenmeleri yapanlar, genç yaşta Kürt vatandaşlarımızı zorlukla örgüte alanlar (PKK’nın gençlik yapılanması YPS’ye aldıkları militanlara bakın, tümü de 14 ile 20 yıl içinde), ellerine tabanca verip iddia ederek ölümlerine neden olanlar ve sivil milletin acılar çekmesine sokak açanlar adeta kendileri değilmiş benzeri hemen yenilmeye başladıkları için tekzip eder söyleyerek çekiliyorlar. Okumaya devam et “PKK’nın Kürt vatandaşlarına ağlatısal hakareti!”

Yeni konsensüs


Yeni konsensüs

Dünyanın oturmuş düzenine başkaldırı eden ve bu düzeni değiştirmekte önderlik yolunda giden Türkiye’ye rejim koruyucular aracılığıyla duyulan sinir, kindar ameliyata ne sebeple olmuş ve ülkemize duyulan bütün hınç Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a karşın duyulan nefrete yoğunlaştırılmış, odaklanmış görülüyor. Nefret ona yöneldi ama toptan demokratik sistemimizi amaç aldılar.
Bunun analizini ve mümkün harici irtibatlarını iki gündür yazdım. Bu tahlile katılır ya da katılmazsınız, bu bir sürü da mühim değil, asıl mühim meydana gelen konuşmak, diyaloğu açık tutmaktır. Ondan ardından katılmadığınız konularda kendimi revize etmeye hazırım.
Çünkü bugünlerde diyaloglar hakikaten de mühimdir. Bu Sabah gerekli olan, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın arkasında topluluk Okumaya devam et “Yeni konsensüs”

CARTIER-BRESSON VE BELİRLEYİCİ AN

CARTIER-BRESSON VE BELİRLEYİCİ AN

“Peki böylesine garip bir şeyi ne sebeple yapıyor?”diye gayet elbette ki soracağız. Wilson bunu yalnızca aykiri bir iş yapıp bu sayede ismini duyurmak amaçlı yapmıyor. Yaptığı işin temelinde fotoğraf sanatı tarihiyle kritik bir hesaplaşma endişesi da var. Ben bu konuyu İngilizce denemenin hayatını sürdüren en kocaman ustası olarak kabul ettiğim Geoff Dyer’in “White Sands” isimli son kitabındaki az notundan öğrendim ve ile alakalı çok bir okudum. Bir tecrübe ustası meydana gelen Geoff Dyer’in hem bir cazla (But Beautiful) hem bir de fotoğraf sanatıyla alakalı (The Ongoing Moment) muhteşem iki kitabı vardır. Şu Şekilde söyleyeyim, şayet bu konularda hayatınızda yalnızca tek kitap okuyacaksınız onlar da şunlar olmalı, yabancı bir kitaba hakikaten gereksinim duymazsınız. Wilson’un boşluk fotoğraflarıyla esasında ne inşa etmeye çalıştığını sıkı tanımlamak amaçlı The Ongoing Moment’i tekrar inceledim ve bilhassa kocaman profesyonel Henri Cartier-Bresson’a yoğunlaştım. Bresson 20’nci Okumaya devam et “CARTIER-BRESSON VE BELİRLEYİCİ AN”

ABD seçiminin asıl kazananı: Müslümanlar

ABD seçiminin asıl kazananı: Müslümanlar

Abd’nın sona Trump yaklaşan tercih yarışında hiç umulmadık bir birşey oldu ve bu seçimin asıl kazananının Amerikan Müslümanları olacağı şimdiden belirlendi.
Donald Trump’ın ırkçı İslamofobik söylemleri, toplumda Müslüman karşıtı ya da en azından Müslüman’a kuşkuyla bakanımız söylemi yaygınlaştırdı. Ama bu aşama bununla birlikte bizzat karşıtını da oluşturdu. Anlayacağınız, diyalektik bir etkileşim oldu ve Amerikan Müslümanları kendilerine karşı bu olumsuz söyleme karşın durmak ve haklarını müdafaa etmek amaçlı örgütlendiler.
Sonunda Amerikalı Müslümanların oylarının seçimlerde ne civarı mühim ve gösterişli olabileceği, bilhassa yarışın kıl hissesi sürdüğü eyaletlerde meydana çıktı. Okumaya devam et “ABD seçiminin asıl kazananı: Müslümanlar”

ANNESİNDEN ALIP BOĞDULAR

Gurbetteki şehzadenin kaderi, 1561’in 25 Eylül’ünde acı biçimde noktalandı! Şah Tasmab, 1 milyon 200 bin altın ve Kars Kalesi’nin verilmesi karşılığında Bayezid’i Kanuni ile Selim’in elçilerine teslim etti ve bu işi nihai derece utanç veren biçimde yaptı! Bayezid’in sakalını ve bıyığını traş ettirdikten ardından yanına getirtti, Osmanlı elçilerini de çağırdı, elçilere “Bayezid Han bu mudur?” diye sorup “Evet” yanıtını aldıktan ardından teslim etti ve Şehzade Selim’in bir adamı, isyankâr şehzadeyi anında orada boğdu ve akabinde Bayezid’in İranlı beylerin konaklarında tutulan 4 şehzadesi de idam edildi. İdamlar bu kadarla da kalmadı, Şehzade’nin İran’a giderken çok minik meydana geldiği amacıyla yanına almayıp Amasya’da Okumaya devam et “”

ARAŞTIRILSA BULUNACAK

ARAŞTIRILSA BULUNACAK

Soma madenlerinin geçmişi konusunda çalışmalar ilerledikçe, bu sabah hükümet adamlığından ziyade mühim bir lisan âlimi ve Türk tiyatrosunun liderlerinden onay edilen Ahmed Vefik Paşa’nın, sanırım Türk madenciliğinin de kurucularından meydana geldiği meydana çıkacaktır.
‘Ateş-nefes’ tecrübe et grizu, madene elde meş’ale ile girilip patlatılırmış!
TÜRKİYE’nin madencilik tarihi ile ilgili şimdiye civarı en geniş çalışmayı yapan tarihçilerin en başında, 1941 ile 2011 yılları aralarında hayatını sürdüren Hollanda asıllı Amerikalı tarihçi Donald Quataert gelir.
Osmanlı İmparatorluğu konusunda mühim yapıtlar verici Profesyonel. Quataert’in çalışmalarından biri, 2006’da çıkan “Miners And the State in the Ottoman Empire: The Zonguldak Coalfield, 1822-1920” adlı kitabıdır ve kitabın Türkçe yayını “Osmanlı Okumaya devam et “ARAŞTIRILSA BULUNACAK”

Salçek

Salçek

TÜRK Lisan Müessesesi, İngilizce’nin nihai zamanlarda bizde de trend ortaya gelen inşa etme kelimelerinden “selfie” sözüne Türkçe bir cevap bulabilmek amaçlı kampanya başlatmış.
Hani “Gel kız, şu bilmemnenin önünde bi selfi yapalım” deyip kollarını uzatabildikleri civarı uzattıktan ardından sırıtarak ellerindeki gsm telefonunun kamerasına bakıyor ardından da o civarı yakından edinilen resmin kafaları devekuşu yumurtasına çevirmesine, gözleri ve dudakları da patlak hâle getirmesine aldırmayıp “Güzel çıktı lan” diye kesinlikle beğenip instragrama vesaireye koydukları sözümona fotoğrafları çekme merakı var ya… Kurum işte bu modaya Türkçe cevap aramaya heveslenmiş…
Dil Müessesesi’na “selfie” amaçlı şimdiye civarı bine yakın tavsiye gelmiş, Türkçe’nin “resmî” üstadları bunlardan beşini, “özçekim”, “kendiçekim”, “görçek”, “kendinçek”, “bakçek” ibarelerini uyumlu bulmuşlar, ardından bu kadarla kalmak istememiş ve millete “Haydi, siz de birşeyler uydurun” diye davet yapmışlar! Okumaya devam et “Salçek”

BEŞ AYRI FETVA

BEŞ AYRI FETVA

Cihad fetvası ardarda 5 farklı fetvadan ortaya geliyordu ve vaktin şeyhülislâmı ortaya gelen Ürgüplü Hayri Efendi hazırlamıştı. İlk fetvada İslâm padişahının cihad ilân ettiği, tüm Müslümanlar’ın “mallarıyla ve bedenleriyle” bu cihada katılmalarının farz meydana geldiği söyleniyordu. İkinci fetva İngiltere, Fransa ve Rusya’daki Müslümanlar’ı birleşmeye çağırıyordu. Üçüncü fetvada, cihad emrine uymayanların Allah’ın gazabına ve musibete uğrayacakları hatırlatılıyordu. Dördüncü fetva İngiliz, Fransız ve Rus silahlı gücünde koltuk alan Müslüman askerlerin Osmanlı askerlerine karşın savaşmalarının haram meydana geldiğini anlatıyordu. Nihai fetvada ise Müslümanlar’ın İslâm Hükümeti’ne destek eden Almanya ve Avusturya’ya karşın savaşmaları hâlinde kocaman günah işlemiş sayılacakları ihtar ediliyordu.
Fetva, 1914’ün 14 Kasım sabahı Fatih Camii’nin avlusunda Fetva Emîni Ali Haydar Efendi aracılığıyla binlerce kişiye hitâben okundu. Milletçe gözyaşları içinde dua etmekte, minarelerden salâlar veriliyordu. Okumaya devam et “BEŞ AYRI FETVA”

BÜYÜK DÜK, MİNİ BARON

BÜYÜK DÜK, MİNİ BARON

Fransızca’da “büyük” mânâsına iştirak eden “grand” sıfatı bir ünvanın, meselâ “dük” sözünün başına geldiği süre o ünvanı taşıyan bireyin “dükler aralarında önce sırada yer alan zât” meydana geldiğini göstermez. “Grand-duc” çoğunlukla Rus hanedan “prens”leri amaçlı kullanılır, Romanov ailesinde hükümdarların adam soyundan iştirak eden ve hanedana mensup meydana iştirak eden adam torunları “grand-duc” olurlar. Alman hanedanlarında da minik farklarla aynı manaya iştirak eden “Erzherzog” ünvanının Fransızca karşılığı “Arşidük”tür ve o da “prens” demektir.
“Prens”e cevap olarak kullanılan aynı bir ünvan esasında bizim tarihimizde de vardır: “Şehzade”!… Şehzadeler padişahların erkek çocukları yahut adam soyundan iştirak eden torunlarıdır, Türkçe’de Geçmiş zamanda “prens” diye bir kelime yoktur ama “şehzade” kavram olarak “prens” karşılığıdır ve sultan nesline mensup erkeklerin ünvanları batı dillerine “prens” diye tercüme edilir. Okumaya devam et “BÜYÜK DÜK, MİNİ BARON”