Biz seçimlerle ilk kez 1833’te tanıştık ve 43 yıl süresince yalnızca muhtar seçtik

Biz seçimlerle ilk kez 1833’te tanıştık ve 43 yıl süresince yalnızca muhtar seçtik

Arşivlerimizde tercih tarihimiz ile ilgili yer alan en eskiyen kayıt 1833’te Kastamonu’nun Taşköprü kazasında inşa edilmiş olan muhtarlık seçimleri ile alakalıdır, en eskiyen belge de Bolu’da yeniden 1830’lardaki bir muhtar seçimine aittir.
“Seçim” kavramıyla 1876’da ilân edilen Birinci Meşrutiyet ile tanıştığımız zannedilir ama işin aslı öyle değildir. Türkiye’de seçimlerin geçmişi 1830’lara, İkinci Mahmud’un zamanına civarı gider. Bu konuda arşivlerimizde yer alan en eskiyen haber, 1833’ün nihayetinde Kastamonu’nun Taşköprü kazasında inşa edilmiş olan muhtarlık seçimleri ile alakalıdır, en eskiyen kayıt da Bolu’da yeniden 1830’lardaki bir muhtar seçimi belgesidir.
1830’larda Bolu’da inşa edilmiş olan muhtarlık seçimi hakkındaki bu belge, seçimler
konusunda arşivlerimizdeki en eskiyen kayıttır.
SEÇİMLERE şunun şurasında 2 hafta kaldı. Liderler meydanlarda birbirlerine demediklerini bırakmıyorlar ve kıyametler kopuyor…
Bizde “seçim” dendiğinde hatırlara 1876’da Birinci Meşrutiyet’in ilânının anında ardından inşa edilmiş olan Meclis-i Mebusan, başka bir deyişle o vaktin Halk Meclisi seçimleri gelir ama Türkiye’de o tarihten 43 yıl öncesinde, İkinci Mahmud’un hükümdarlığı vaktiyle inşa edilmiş yabancı seçimler vardır.

HATIRALAR AÇIKÇA ANLATIR

HATIRALAR AÇIKÇA ANLATIR

Bir örnek: 1904’ten bu yana 5 yil süresince Balkanlar’daki ayrılıkçı hareketlerle uğraş eden sonraki yılların tanınmış “Enver Paşa”sı Yüzbaşı Enver Beyefendi, otobiyografisinde çete harbini anlatırken bakın, neler yazıyor:
“…Bütün bu cidâl (savaş), kendini bilenleri düşündürüyordu. Her gün imha edilen çetelerin mahaline yenisi zuhur ediyordu (meydana çıkıyordu). Devlet bunların men’ine karşın icrâ-yı tesir edecek (tesir edecek) iktidarı gösteremiyordu. Avrupa’nın hükümetlerinin itimadını kaybetmiş olması, çoğalış Osmanlı Hükümeti’nin Rumeli bölümünün elden çıkacağı hissini vermeye başlamıştı….Anadolu’da Bulgar çetelerine müşabih (aynı) çeteler teşkîliyle halkı uyandırmayı, hiç olmazsa böylelikle Anadolu’yu Rumeli’nin uğraması mümkün meydana geldiği inkısamdan (bölünmeden) kurtarmayı düşünmüştük”.
Benzer başkaldırılar o yıllarda yalnızca Balkanlar’da değil, memleketin 4 bir yakınında, Yemen’de, Ortadoğu’da ve ek olarak pekçok yerde yaşanmıştı. Okumaya devam et “HATIRALAR AÇIKÇA ANLATIR”

Osmanlı ve Mısır aristokrasisi, Mısırın Başkenti’de evvelki hafta kıyılan bu nikâhta buluştu

Osmanlı ve Mısır aristokrasisi, Mısırın Başkenti’de evvelki hafta kıyılan bu nikâhta buluştu

Bugün gündemin dışına çıkıp magazin şayet “üst düzey” magazin muhabirliği yapacağım… Mısır’ın nihai hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın, nihai Sultan Sultan Vahideddin’in ve nihai Halife Abdülmecid Efendi’nin soyundan iştirak eden Prens Davud Hilmi, evvelki hafta Mısırın Başkenti’de İstanbullu bir hanım meydana iştirak eden Deniz Balcıyla hayat evine girdi. İşte, Osmanlı ve Mısır aristokrasisinin bir takım mensuplarıyla yakın arkadaş etrafını Mısırın Başkenti’de biraraya getiren nikâhın hikâyesi…
Bugün haftalardan buyana konuştuğumuz Musul, bitmeyen ameliyatlar, DEAŞ, öbür milis teşkilatları, vesaire benzeri konuları bir yana bırakıp tarihle alâkalı meydana iştirak eden ve geçmişin devamı benzeri hayatını sürdüren bir ânı yazmak istedim…
Sözünü edeceğim olay, kocaman dedeleri aralarında 2 hükümdar ile bir de nihai Halife’nin yer aldığı çocuk bir prensin evvelki hafta Mısırın Başkenti’de kıyılan ve 2 ülkenin, başka bir deyişle Türkiye’nin Osmanlı, Mısır’ın da Krallık çağı aristokratlarının katıldıkları ve bizde medyaya yansımayan nikâh merasimleri.. Okumaya devam et “Osmanlı ve Mısır aristokrasisi, Mısırın Başkenti’de evvelki hafta kıyılan bu nikâhta buluştu”

Elçi ve konsolos terörünün kökenleri üzerine


Elçi ve konsolos terörünün kökenleri üzerine

Günlerdir bir konsolos tartışmasıdır gidiyor; devletin en üst makamları başka diplomatlar ile ilgili “Bildiriciler ile ilgili izah yaptılar”, “Filâncanın mahkemesine gittiler”, “Falanca konuda görüşlerini bildirdiler”diye demediklerini bırakmıyor…
Başka, bilhassa de Avrupalı diplomatların 2 yüzyıl süresince içişlerimize karışmaları ve fikir bildirmeleri ile memleketin durumu aralarında değişmeyen bir ilişki vardır: Ülkemiz uslu ve suskun bir durumda iken diplomatlardan tek laf işitilmemiş, esâmeleri okunmamış ama memlekette bir rahatsızlık çıktığı anda, Avrupalı temsilciler her Allah’ın bugünü ortalıkta olmuşlar, herşeye müdahaleye çalışmışlardır! Okumaya devam et “Elçi ve konsolos terörünün kökenleri üzerine”

Her şeyin vakti var

Her şeyin vakti var

ANKARA’da iktidar partisinden bir takım isimlerle de konuşma fırsatım oldu.
İsrail ve AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI ile gerilen ilişkiler ile alakalı çok da endişeli olmadıklarını gözlemledim.
İşlerin bir biçimde yöntemine gireceğini düşünüyorlar.
İsrail’den çekinmemek gerektiği kanaatindeler ve bunu bütün dünyaya kanıtlamanın gerekliliğine inanıyorlar.
İsrail’in “teröre dayanak vermek”, “AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’de Türkiye’yi kolay değil hale düşürmek” benzeri mümkün kozlarına karşın bir çok kez alttan almanın Türkiye’ye bir fayda sağlamayacağı inancındalar.
Ancak çok da mühim bir isim, benim Mavi Marmara gemisiyle alakalı eleştirilerimi dinledikten ardından şu şekilde dedi: Okumaya devam et “Her şeyin vakti var”

Öyle bir geliyor ki

Öyle bir geliyor ki

Dünyanın en elit deprem hocalarından ortaya gelen Fransız Profesör Xavier Le Pichon, Kürşad Oğuz’a İstanbul zelzeleninden kaçamayacağımızı ve bir sonraki yıllarda 7,2 ile 7,6 büyüklüğünde bir felâketle “mutlaka” karşılaşacağımızı söylüyor.
Le Pichon’un anlattıkları yüreğime su serpti! Ama belânın gelmek üzere olmasından sadistçe bir haz duyduğum amaçlı değil; yaşadığımız ve kesinlikle yaşayacağımızı bildiğimiz ancak unuttuğumuz, belki de unutmak talep ettiğimiz belâyı bize bir ek olarak hatırlattığı amaçlı…
1999’un 17 Ağustos gecesi yaşadıklarımızı bir düşünün! Öncesinde menhus bir ses, başka bir deyişle yerkabuğundaki kırıkların birbirine sürtünmesinden büyüyen bir kıyamet uğultusu, canlarımızı kurtarabilmek amaçlı zifirî karanlıkta auta fırlamamız, depremzedelerin enkazlarda yakınlarını aramaları, ailelerin bir anda yokoluşu ve ek olarak nice dert…
Bütün bunları yaşadık, ek olarak sonra Ülkemiz’nin bir depremler memleketi olduğu, bu toprakların tarihinde yüzyıllardır aynı âfetlerin ortaya geldiği ve depremin her 250 yılda bir İstanbul’u ziyaret ettiği uzunca uzun anlatıldı; mümkün bir felâkette mal ve can kaybını en üye indirebilmek amaçlı neler inşa edilmesi gerektiği konuşuldu, plânlar çıkartıldı, projeler Okumaya devam et “Öyle bir geliyor ki”

Darbe yapılamadı şayet tehlike sürüyor

Darbe yapılamadı şayet tehlike sürüyor

ERGENEKON’u ortaya çıkaran mektuplardan ardından bu sabah yeniden Ergenekon İddianamesi’nden bir yabancı mühim vesikayı sizlerle paylaşıyorum. Bu vesikanın de kimin aracılığıyla kaleme alındığıyla alakalı olarak iddianamede bir bilgi yok. Tarihi de tam olarak değil. Fakat 2006 seneyin sonlarında meydana geldiği benzeri bir izlenim veriyor. Orgeneral Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı olmuş ve Başbakan’a bu imzasız mektubu kaleme meydan “bir dost”, Yaşar Büyükanıt’ın 1. Asker Komutanı iken darbeye karşın meydana geldiğini şayet Genelkurmay Başkanı olarak da “Özkök benzeri demokrasiye bağlılığını kanıt edecek hareketler yapması gerektiğini”yazıyor ve Büyükanıt’ın çoğalış darbeci saflarda koltuk alabileceğine işaret etmekte. Bu Sabah size sunduğum bu vesikayı okuyunca Ergenekon Soruşturması’nın “temelini” de görmüş oldum. Zira tam olarak bir biçimde görülüyor ki, Ergenekon Soruşturması bu vesikadan yola çıkarak şekillendirilmiş, mümkün ilişkiler ağı bu dokümana yönelik Okumaya devam et “Darbe yapılamadı şayet tehlike sürüyor”

Türbanlıyla evlenilir türbansızla aldatılır

Türbanlıyla evlenilir türbansızla aldatılır

“TÜRBANLI kızlarla kim evlenecek?” şeklindeki aptalca ve anlamsız problemin meydana atılması, tartışma sıkıntısı çeken memleketimizde yepyeni bir tartışmayı ateşledi.
Tartışmanın başlangıç sebebi, 2 Adalet ve Kalkınma Partili mühim adının, Arınç ve Topbaş’ın erkek çocuklarının, baş açık kızlarla evlenme hazırlığında olması.
Bu hali, Türkiye’nin bu konuyla alakalı esasında birçok de sorunu olmadığına yorup rahatlamak mahaline, buradan yepyeni bir sorun üretmeye çalışmak sıkı niyetli bir yaklaşım değil.
İktidarın da tavrıyla yüzde 70’i başörtü takar duruma iştirak eden kadınlarımızın ve kızlarımızın eş arama sıkıntısı çekeceğini zannetmiyorum.
Hele hele muhafazakâr kesimin bir kısmının “çokeşliliğe” karşın meydana gelmediği göz önüne alınırsa bu sorun en üye inecektir. Okumaya devam et “Türbanlıyla evlenilir türbansızla aldatılır”

Yok mu 1 milyon kişi

Yok mu 1 milyon kişi

TERÖR kocaman şehirlere inecek diye yazdık bir gün önce.
Belki de siz ek olarak bu yazıyı okumadan indi.
Kentin göbeğinde, bir servis otobüsünü vurdu.
4’ü ordu, biri “genç kız”5 kişiyi öldürdü.
Buse’nin ölümü tam bir dram. Yazgı ona öyle bir oyun oynadı ki, bizzat ölümüyle babasını kurtardı. Cam kenarında oturan Buse’ciğin bedeni, babasına siper oluyor. Hangi baba arzu eder bu şekilde bir şeyi. Hangi berbat yazgı yazar bunu.
Her babanın bu şekilde bir vaziyette arzulayacağı tam tersidir ama berbat yazgı… Kör terör…
Peki biz neciyiz?
Biz derken sizi, beni, hepimizi kastediyorum.
Biz neciyiz?
Ayrılıkçı ETA terörü İspanya’da benzer şeyi yaptığı süre İspanyollar ne inşa etti anımsıyor musunuz?
Hatırlatayım. Okumaya devam et “Yok mu 1 milyon kişi”

DEMOKRATIK TOPLUM PARTISI, açılıma boyun eğdi

DEMOKRATIK TOPLUM PARTISI, açılıma boyun eğdi

DTP ilk defa “düzgün” davranmayı becerdi.
Terörün başlayıp, uzantısının yasal politikaya girdiği günden itibaren her fırsatta gerilim oluşturan parti, bu defa Diyarbakır’da geliyor olacak tarafından umut verici bir tutum sergiledi.
Demek ki, milletçe reaksiyonu politikasi etkileyebiliyor.
Hem yasal politikasi, hem bir yarısı yasal, hem bir de illegali.
Dağdan inme “törenlerine” gösterilen milletçe reaksiyonu, akılları başa getirmiş olmalı.
Bu Ülkemiz tarafından, Kürt probleminin çözümü tarafından uzunca vakitten beri ilk pozitif gelişmedir.
DEMOKRATIK TOPLUM PARTISI’nin de ya gelişeceği ya da gelişmelerin altında kalacağını gördüğünün göstergesidir.
Çünkü dağdan inme törenlerine, hepimizin ruhunda hissettiği ve bir an önce HABERTÜRK’ün dik sesle ifade ettiği tepki, demokratik bir tepkiydi ve karşılığını buldu.
Okumaya devam et “DEMOKRATIK TOPLUM PARTISI, açılıma boyun eğdi”