Şen şakrak daktilo

Şen şakrak daktilo

Bizim lisede ‘Daktilo’ dersi vardı. 10 parmak… Okulun yalnızca kızları aldığı, ÜAKL meydana geldiği seneler… Derse, sevgili Gülsen Güleşçi girerdi. İstanbul’un en tsüvari, alımlı, havalı (ve sınıftaki herkesten 20 yıl çocuk görünmesiyle namlı) zanaat galerisi sahibi Pırıl Güleşçi Arıkonmaz’ın annesi (Çocuklik, zerafet maşallah genetik!)… Severdik. Onu da, dersi de… Liseyi bitirdiğimde türev-integralden çuvallıyor şayet tam 10 parmak olmasa da daktiloyla çok çabuk yazabiliyordum.20’lerimin en en başında çalıştığım önce işlerde daktilo da kullandım, teleks de. Belgegeçer kocaman şıklık, temizlikti. Oranla yakın tarihte, altı-yedi sene öncesinde gazetede karşımızda oturan emektar magazin muhabirinin telefon konuşmasını unutmak ne mümkün: “Ben sana mail gönderdim demin, hemen sen onu bana geriye gönder bir zahmet, bir birşey yazmayı atlamışım, onu ekleyip bir daha sana yollayacağım. Diğer işi de sen bana belgegeçer çek, en çabuk o geliyor!”

Seyyan Hanım’ın fokstrot tangosunu bilir misiniz? “Daktilo daktilo / Küçücük daktilo / Telefon başındayım, alo alo… // Daktilo daktilo / Şen şakrak daktilo / Telefon başındayım, alo alo // Gönüller yakarsın / Peşine takarsın / Keklik benzeri sekerek kaçarsın…” Nurhan Damcıoğlu’nun da söylemişliği var bu parçayı…”Gel işvebaz daktilom / Aşkımı yaz daktilom / Benim beyaz daktilom / Gel etme naz daktilom // Senden bir birşey istemem / Gelirsen gelme demem / Anlamadım seni ben / Benim güzel daktilom // Allar giyme yanarsın / Hem Bir yanar hem bir yakarsın / Daldan dala konarsın / Benim cambaz daktilom // Bu zıplayışlar ne amaçla / Keklik misin nesin sen / Anlamadım seni ben / Benim çapkın daktilom…”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir