PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR

PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR

Sunset’teki masamızın davetlisi Robert, Lüksemburg Prensi. Ortada Avrupa’nın en eskiyen ailelerinden birisi. Tamam tahtın veliahtı olmayabilir. Şayet ailenin bu kanadının elinde öyle bir birşey var ki, belki tahttan dahi kımetli. Anında düzeltmeliyiz; “belki” değil, hiç şüphesiz tahttan ek olarak kımetli. Inanılmaz. Prensin Bordeaux’daki bağı ve şatosu dünyanın en iyilerinden birisi. Tanınmış, tarihi ve efsanevi Chateau Haut Brion… Haydi geliniz şu filmi geriye saralım. 2011 senesinin temmuz ayına. Garip bir rastlantı. Tam doğum günüme. Hani “Arslan burcu pırıltı severmiş”derler ya, işte o hesap. Yıldızlar, “Madem öyle, al sana pırıltı, var mı diyeceğin”demiş olmalılar. Masaya “floş royal-flush royal” açılmış! Ötesi yok. Bordeaux’nun içerisinde, hemen hemen göbeğinde kalmış bir bağlantı

burası. Bağların arasından dar bir yoldan ilerliyoruz. Unutmayasınız; burası öyle bir toprak ki sokak uygulamak zul. “Kaç asma ek olarak sığar idi”hesabı yapılıyor. Onun amaçlı sokak hakikaten bir sürü dar. Vasıtalar karşılaşınca biri kenara kaykılıp diğerine sokak veriyor. Son ulaşıyoruz. Çoğalış alacakaranlık. Harici kapıda yoldan bağlara girerken ismimiz muayene olundu idi. Şatoya ulaşınca bir ek olarak listeye bakıp bir kart veriyorlar. Her Biri bir sürü dekoratif. Her Biri gülümsüyor. Ve her biri bir sürü seri. Beklemek yok. Ev sahipleri hemen yan yana üç birey.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir