Atacama Çölü’nde yıldızların altında

Atacama Çölü’nde yıldızların altında

Dünyanın en kurak çölü Atacama’nın ortasındaki rasathaneye gezi. 10 bin senedir dünyanın en az yağış meydan dev çölünün ortasındaki Paranal’de yıldızları gözleyen Bilim insanları ne sebeple karanlığı bu civarı bir sürü seviyor?
P eriyodik yayınlarda prensip şudur: Dikkat! “Arkası yarın” riskli iştir. Neden? Zira yepyeni başlayan amaçlı sinemaya 20’nci dakikada girmeye aynı. Buna Bağlı Olarak gazeteler “az sonra” beyanına uymayabilirler. Yeniden de konu ve koltuk ilişkisi sizi mecbur kılabilir. Alan bir sürü lafa müsaittir. Yerinizse aksi. Toparlamanız lazımdır. Okumaya devam et “Atacama Çölü’nde yıldızların altında”

VEZNECİLERİN DİVASI

VEZNECİLERİN DİVASI

Nereden çıktı bu “akademik nostalji” onu da diyelim. Nurhan Atasoy’un son kitabını gördünüz mü? Profesör Atasoy bir enerji yumağıdır. Yalnızca o civarı mı? Hayır, bir de sevgi yumağı. Bir tek birşey niyaz ediyorum Nurhan Hanım için: ek olarak 50 sene sağlıkla yaşasın. Bu, en az 10 kitap daha” demek.
Profesör Atasoy, Türk zanaat tarihinin ocağı sayılabilecek, Sedad Hakkı Bey’in Vezneciler Kampüsü’ndendir. O kürsü Ernst Diez’in ellerinde biçimlendi. Bir ekol. Nurhan Hanım da ekolün divasıdır. “İznik” ve “İpek” kitapları beynelmilel el kitabı mahiyetindedir. Arada sayısız kitap var. Sonuncusu “Osmanlı Kültürünün Avrupa’daki Yansımaları” ise bir “kreşendo!” Okumaya devam et “VEZNECİLERİN DİVASI”

Vay şefin seçtikleri

Vay şefin seçtikleri

Vezirlerin yemekleri, başka bir deyişle “ta’am’ı paşayan”divan toplantılarının sonrasında sunulur, 6 tür yemekten oluşurdu. Defterler bahsetmediği amaçlı yemeklerin bir seferde mi yoksa birbiri ardına mı sunulduğunu bilemiyoruz. Bir ziyafeti betimleyen 16’ncı asır minyatürü, çeşitlerin bir seferde servis edilecek benzeri tertip ettiği düşüncesini uyandırıyor. Çağın şahitleri yemeklerin birbiri sonrasında sunulduğunu bildiriyor. Resmi yemeklerde bu âdete uyulmuş olması olasılığı yüksektir.
İlk yemek, pirinç pilavı “dane” idi. Dane-i bulgur verildiği de olurdu. Danenin çeşitleri vardı: Sade pilav (dane-i sade), Acem pilavı (dane-i Acem), kıymalı, sebzeli, kuru üzümlü ya da kuş üzümlü, yalnızca karabiberli (fülfül), Okumaya devam et “Vay şefin seçtikleri”

Mamur harabenin ‘rose’si

Mamur harabenin ‘rose’si

Dünyaca populer Fransız şampanya üreticisi 2002 mahsulü rose’sini tanıtmak amaçlı İstanbul’u seçti. Peki bir sürü özel konukların ağırlandığı gecede neler yaşandı?
Boğaz kenarındayız. Vakit alacakaranlık. Gölgeli bahçenin içinden rıhtıma uzanan meşaleli bir sokak. Konuklar denizden geliyor olacak. Ev sahibi orada. Beklemede. “Biraz erken gel de konuşalım”demiş. Uymuşuz. Ama durun, bir dk, oraya döneceğiz. Mekân; Ortaköy’de Esma Padişah Sarayı’nın harabesi. Bilenler biliyor. Ama görmeyenlere de Okumaya devam et “Mamur harabenin ‘rose’si”

Minyon Heredia’nın Carmen benzeri kırmızı dudakları

Minyon Heredia’nın Carmen benzeri kırmızı dudakları

Kendimi mutasavver aile haziresinde hissedip ürperdiğimi, hırslı, minyon Heredia’nın Carmen kırmızısı dudakları ve kömür rengarenk gözlerine kilitlenip kaldığımı hatırlıyorum…Geçen bir-iki ay Avrupa Birliği alaka cazip, ek olarak doğrusu ibret veren bir itiş kakışa oyun alanı/sahne oluyor. Aslını isterseniz ortalığa yepyeni bir birşey söylenmiş de değildi. İngiliz Bilim insanları, laboratuvar ortamında et inşa etti. Nasıl? İtici bir düşünce mi? Durun ivedî etmeyin. İşin iki istikameti var. Bir: Dünyanın nüfusu kaç ve açlık yüzdesi nedir? Hiç duymuşluğunuz var mı? Dehşet veren verilerden haberdarsanız “Trakya kuzusu mu, laboratuvar kıvırcığı mı” diye tartışmak lükse girer! Bu işin önce cephesi.
İkinci cephe amaçlı itici bir muhalefet şerhim ek olarak olacak: Artık tatmadık ki! Beyti Bey’e söylemeden bir Okumaya devam et “Minyon Heredia’nın Carmen benzeri kırmızı dudakları”

TEVAZU VE LÜKS AYNI SOKAKTA

TEVAZU VE LÜKS AYNI SOKAKTA

Örneğin Kowloon’un “Grand Lady’si” Peninsula: Gaddi’s bir Fransız restoranı. Dünyanın en şöhretli aşçısı Paul Bocuse’ün bana dünyadaki en güzel 10 Fransız lokantasından biri olarak önerdiği mutfak. Otelin içerisinde, öyle ki amiral gemisi. Farklı bir girişi, farklı asansörü var. 7-8 metre yüksekliğinde bir mekân. Peninsula’nın çatısına çıkınca, dünyanın en “in” adreslerinden, çarpıcı Felix’in içerisine düşüyorsunuz. Burası yabancı bir hayat, P. Starck yapmış, hoppa zıppa… Manzarası soluk kesici: Hong Kong, “ada” elinizin altında. İçkinizi yudumlarken 21. asrın bir daha şehir devletlerinin vakti mı olacağını da düşünebilirsiniz! Kente yalnızca bu prestijli yol tarifi lüksünün hükmettiğini sanmak bir sürü yanıltıcı olabilir. Zira asal lezzet ve nitelik yelpazesi yol, üstelik Okumaya devam et “TEVAZU VE LÜKS AYNI SOKAKTA”

DOĞDUĞU TOPRAKLARA GERİ DÖNDÜ

DOĞDUĞU TOPRAKLARA GERİ DÖNDÜ

2000’lerin başından beri Bursa ve Ege’de kuşkonmaz yetiştiriliyor. Şimdilerdeyse belli bir süre ek olarak kapsamlı bir imalat var. Evet, halen bir sürü pahalı. Şayet en azından kocaman şehirlerlerde özel beklentisi karşılayacak bir talep ölçüsü şuanki. Çoğalış her bahar geldiğinde bizleri de tatlı bir merak kaplıyor. Tabiatın kış uykusundan silkelenip yine uyandığı şu günlerde kuşkonmaz, İstanbul’daki mühim ve yenilikçi restoranların kocaman bir bölümünde mönülere girdi. Kuşkonmazın sebep yetiştirilmesinin gerekse tüketiminin gittikçe yaygınlaşacağını ümit ediyorum. Ne de olsa kuşkonmazın doğduğu Anadolu toprakları ve kalıtçısı olduğumuz kadim kültür, bizlerden bunu bekliyor. Okumaya devam et “DOĞDUĞU TOPRAKLARA GERİ DÖNDÜ”

PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR

PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR

Sunset’teki masamızın davetlisi Robert, Lüksemburg Prensi. Ortada Avrupa’nın en eskiyen ailelerinden birisi. Tamam tahtın veliahtı olmayabilir. Şayet ailenin bu kanadının elinde öyle bir birşey var ki, belki tahttan dahi kımetli. Anında düzeltmeliyiz; “belki” değil, hiç şüphesiz tahttan ek olarak kımetli. Inanılmaz. Prensin Bordeaux’daki bağı ve şatosu dünyanın en iyilerinden birisi. Tanınmış, tarihi ve efsanevi Chateau Haut Brion… Haydi geliniz şu filmi geriye saralım. 2011 senesinin temmuz ayına. Garip bir rastlantı. Tam doğum günüme. Hani “Arslan burcu pırıltı severmiş”derler ya, işte o hesap. Yıldızlar, “Madem öyle, al sana pırıltı, var mı diyeceğin”demiş olmalılar. Masaya “floş royal-flush royal” açılmış! Ötesi yok. Bordeaux’nun içerisinde, hemen hemen göbeğinde kalmış bir bağlantı Okumaya devam et “PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR”

Madalyalı sirke

Madalyalı sirke

Bottura üç yıldızlı bir aşçı. İtalya’nın taçsız krallarından. Hatırlayacaksınız bir sene öncesinde İstanbul’da bir restoran açtı. “Ristorante İtalia”… Bir taraftan yaptığı soluk kesici tatlı, “burratapeynir ve vişne tabağını”tadıyor, bir taraftan da can kulağıyla dinliyorum. Esasen yabancı şansım da yok. O civarı heyecanlı ki… Kolumdan tutmuş, yüzüme bakarak devam ediyor: “Biliyor musun, Modena’daki bin 500 aile içerisinde biz birinci olduk. Ve madalyayı aldık. Yaptığımız sirke-aceto balsamico çoğalış altın madalyalı…”Yorgun yüzünde haklı bir gurur parlıyor… Eminim farkındasınız. Massimo esasında yalnızca kişisel mutfak marifetlerini sergilemiyor. Onla Beraber geçirdiğim süre uygulamalı bir tanıtım tatbikatı benzeri. Bir taraftan ananesel, yerel yemekler… Bir taraftan da yepyeni ve yaratıcı reçetelerin bulunduğu mutfak… İtalyan usulü bir yaşama heves edenlerin Okumaya devam et “Madalyalı sirke”

En sıkı aşçı: Ferran Adria

En sıkı aşçı: Ferran Adria

Kapris çeker misiniz? Yanıtınız “Hayır”ise bu içerik sizlere yönelik değil. Okumayın. Eğer “Kimin kaprisi olduğuna, ne diye yapıldığına bağlı”diye düşünüyorsanız o süre devam.”Peki” diyeceksiniz “Daha baştan, bu ne teşrifat?”Şundan: Anlatacağımız kaprisin katmerlisi. Yenilir yutulur bir birşey değil. Bir birşey daha: Kaprisin müellifi lakayt. Sizlere yalvaran filan yok. Tam aksi. Yalvarması icap eden sizsiniz: Kaprise talip olmak için…Artık anlatabiliriz. Filmi az geriye saralım. “Sene 2005…”
“Akşam yemeğine İspanya-Fransa hududunda Rosas’a gittim. El Bulli Restaurant’a. El Bulli dünyanın en şöhretli Okumaya devam et “En sıkı aşçı: Ferran Adria”