Eastwood’dan bir Mandela öyküsü

Eastwood’dan bir Mandela öyküsü

80 yaşlarındaki Clint Eastwood, Hollywood’un en randımanlı yönetmenlerinden biri. Hemen Hemen durup dinlenmeden üst üste film çeviriyor ve kaliteyi düşürmüyor. Ananesel değerlerin temsilcisi, katı adam ‘Kirli Harry’ olarak geçirdiği gençlik senelerinin acısını çıkartmak istercesine, filmlerinde ılımlı, liberal ve ırkçılık karşıtı siyasetleri müdafaa ediyor, hamasetten uzak yalın bir hümanizmi benimsiyor.
Clint Eastwood benim amaçlı John Ford ve John Huston benzeri hikaye anlatıcısı kocaman Amerikan yönetmenlerinin günümüzdeki kalıtçısı. Biçimsel oyunlardan uzak, tümüyle öyküye odaklanmış bir anlatımı var: Profesyonel kadrajlar, seyirciyi yormayan bir montaj ve varlığını tümüyle unutturan, uslu, mütevazi bir kamera… Okumaya devam et “Eastwood’dan bir Mandela öyküsü”

RÜYALARDA BULUŞURUZ VE KAPRİS DE ÇEKERİM

RÜYALARDA BULUŞURUZ VE KAPRİS DE ÇEKERİM

30 Temmuz’da gösterime girecek meydana iştirak eden filmlerden biri, kadrosu ve senaryosuyla hayli iddialı bir yapım. Christopher Nmeydana iştirak eden’ın filmi Inception (Başlama), ihtisas sahası rüya görme hemen kişilerin zihinlerine girip değerleri, sırları çalmak meydana iştirak eden Dom Cobb’- un (Leonardo DiCaprio) hikâyesini anlatıyor. Cobb, becerisi yardımıyla aranan bir casus olmuştur ama elbette bununla birlikte beynelmilel bir kaçak… Bu vaziyetten kurtulabilmek amaçlı kendisine getirilen teklife göre; bu kez çalmayacak, zihne istenen fikirleri yerleştirecektir. Okumaya devam et “RÜYALARDA BULUŞURUZ VE KAPRİS DE ÇEKERİM”

AYRIMCI OLACAK ÇOCUK

AYRIMCI OLACAK ÇOCUK

Genç yöneten Seren Yüce’nin yazıp yönettiği “Çoğunluk”, şenliklerde kazandığı başarıların sonrasında sinemalarda vizyona giriyor.Mertkan’ın çocukken hiçbir suçu olmayan gündelikçi kadına attığı tekmeyle başlıyor film ve o tekmeyi bir hayat şekli haline getiren ‘çoğunluk’ halet-i ruhiyesinin, bir fotoğrafını çiziyor. Haneye girerken ayakkabılarını çıkarmayı ihmal etmeyen, yemeğe zamanında oturan, sessizce tv izliyen, günlük alışkanlıklarına ilişkili “tanıdık bir aile” var karşımızda. Anne (Nihal Koldaş) ilgisizlikten, sevgisizlikten şikâyetçi. Cuma namazlarını kaçırmayan; polisle, devletle meydana gelen meselelerini halletmenin yöntemini bilen; karşısına çıkan zayıfları şiddetle sindiren ve onları sömüren müteahhit baba (Settar Tanrı-öğen) ise bir berbat erkek değil, öyle ki bir Ülkemiz gerçeği… 21 yaşlarındaki erkek çocuğu Mert-kan’m (Bartu Küçükçağla-yan) babasından çeşitli bir yola sapmayacağını en başından seziyorsunuz. Genç sinemacı Seren Yüce’nin asıl Okumaya devam et “AYRIMCI OLACAK ÇOCUK”

Zekânın gücü

Zekânın gücü

Metro Man’in doğaüstü becerilerine sahip olmayan Megazekâ ve can yoldaşı küçükbalığın, fizyolojik dezavantajlarını kudretli zekâlarıy a aşmalarıda kayda ölçüt bir puan. Mühendisliklerini ve lider teknolojilerini göstermek amaçlı, bir çok kez rekabete, yepyeni oyunlara gereksinim duyuyorlar. Kendilerine rakip olacak yepyeni bir harika kahraman (bir çeşit Frankenstein) yaratmaya bile kalkışıyorlar. bu sırada, başkalarının kılığına bürünebilen Megazekâ’nın film süresince Roxannasıl “Cyrano De Bergerac”ı anımsadan bir aşk yaşadığınıda unutmamak gerekmektedir. Filmdeki adam kahramanların ergenlik Okumaya devam et “Zekânın gücü”

REJİ, ÖYKÜNÜN AÇIKLARINI KAPATIYOR

REJİ, ÖYKÜNÜN AÇIKLARINI KAPATIYOR

Öykü, daima benzer günün içerisinde yaşayarak gerçek dürüst bir birey olmayı öğrenen bir TELEVIZYON sunucusunu ifade eden 1993 tarihindeki “Bugün Esasında Dündü”(Groundhog Day) filmini anımsadıyor belli bir süre. Stevens sözkonusu 8 dakikayı, yalnızca bombayı bulmak için değil, kendiyle alakalı gizemi aydınlatmak ve ruhi meselelerini çözmek için kullanmayı da muvaffak oluyor. Art arda iştirak eden “8 dakika”larda, ırkçı önyargıları dahil olmak üzere, sahip meydana geldiği hataları farklılık ediyor; aşk enbaşta olmak üzere her şeyin doğrusunu yapmayı öğreniyor. Ama bu bir “ruhani erişkinlik filmi”değil, bildiğiniz aksiyon. Buna Bağlı Olarak, “Yaşam Şifresi” bir simülasyon ya da PC oyununa daha bir sürü benziyor. Stevens da, hedefine erişmek için bir bir sürü kez benzer oyunu oynayan bir oyuncudan aynı. “Nörolojide yepyeni keşifler”, “zaman Okumaya devam et “REJİ, ÖYKÜNÜN AÇIKLARINI KAPATIYOR”

AKILALMAZ BİR SORGUNUN ÖYKÜSÜ

AKILALMAZ BİR SORGUNUN ÖYKÜSÜ

Gregor Jordan’ın yönettiği “Akılalmaz” (Unthinkable), AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI şehirlerine üç nükleer
bomba yerleştiren bir teröristin vakte karşın sürdürülen sorgusunu daha bir sürü sorgu
odasında geçtiğimiz bir gerilim filmi kalıbında anlatıyor.
Anayasa’ya ve haklar şartlarına uyumlu bir sorgulama yürütmek talep eden FBI ajanı
(Carrie-Anne Moss) ile CIA’in taşeron usulü çalıştığı işkenceci (Samuel L. Jackson),
filmde iki çeşitli kutbu temsil ediyorlar. İstediği yetkiyi meydan işkenceci, fiziksel
zulmün dozunu gittikçe artırırken sorgu sürecini herkesi içeren bir psikolojik
deneye dönüştürüyor.
Film, kefenin bir yanına gözü dönmüş terörizmi, öbür yanına terörizmle mücadele
yöntemlerini koyarak aralarındaki benzerlikleri vurgulamak talep ediyor. Teröre karşı
mücadelenin hudutlarını sorguluyor ve birey haklarıyla hukuktan vazgeçilmemesi Okumaya devam et “AKILALMAZ BİR SORGUNUN ÖYKÜSÜ”

GEÇMİŞ HATALAR

GEÇMİŞ HATALAR

“Beni Unutma”, son zamanda çekilen ve şehirli üst ortada sınıfın gönül sorunlarını ele meydan önce filmlerden biri değil. Şayet bunların ilgiye ölçüt olanlarından biri. Mecmua sayfalarından çıkmış evlerinde hayatını sürdüren, dekoratif ofislerde personel bu vatandaşlar amaçlı aşk birincil derecede önem taşıyor. Sinan ile Olcay’ı bir araya getiren de, hemen hemen bir yıldırım aşkına fırsat meydana gelen bu hakikat aşk arayışı…
Sevgililerini de esasen ideal aşka inançlarından dolayı terk ediyorlar. “Beni Unutma”, tüm
bu açılardan, 1970 imalatı “Love Story” (Aşk Hikayesi) ekolünde, seyircisini ağlatmaya aday, romantik bir aşk filmi.
Farklı meydana gelen yanı, “geçmiş”e bakışı. Ne civarı kurtulmaya çalışırsanız çalışın geçmiş, hiç beklenmedik bir anda ve yerde karşınıza çıkıveriyor. Karakterler Geçmiş zamanda yaptıkları hatalarla yüzleşiyor, vicdani hesaplaşma yaşıyorlar. Okumaya devam et “GEÇMİŞ HATALAR”

BAŞARISININ SIRLARI

BAŞARISININ SIRLARI

Filmin gösterdiği başarının nedenlerinden biri Amerikalılara Suskun Sinema çağının saflığını ve masumiyeti anımsatması. “Artist” sayesinde Amerikalılar, Fransızların tuttuğu bir aynada kendini seyrediyor ve o aynada kendi sinema kültürlerinin Avrupa’da bıraktığı izleri bütün berraklığıyla görüp, gururlanıyorlar. (Arzu Film ekolünde çekilmiş bir Avrupa filmi seyrettiğinizi düşünün…) “Artist”in başarısının sırrını sırf “geçmişe özlem trendi”ne bağlantı kurmak güç. Kaldı ki, sinema hemen hemen 1980’li senelerden beri daimi bir nostalji eğilimi içerisinde değil mi? “Artist”, finansal krizden hemen sonra parasal değerleri yine sorgulayan ve içsel değerlere dönüş inşa etmek isteyen Amerikan toplumunun özlemlerini yansıtıyor Okumaya devam et “BAŞARISININ SIRLARI”

AKSİYON SAHNELERİ EĞLENCELİ

AKSİYON SAHNELERİ EĞLENCELİ

Çağdaş aksiyon sinemasının son zamanlarda benim düşünceme göre en mühim problemi arbede ve savaş sahnelerindeki tekdüzelik, yavanlık. İnsan iyilerin daima kazanacağını bilince, esasen birçok heyecanlanmıyor. Bir de bunun için yaratıcılıktan uzak sahneler ilave edirse vaziyet hepten vahimleşiyor. Bir Sürü şükür “Battleship”te yöneten Peter Berg, yer yer mizahı da kullanan senaryosuyla arbede ve savaş sahnelerini, neşeli, heyecanlı duruma getirmeyi muvaffak oluyor. Başarısının sırrı, mimari olarak birbirine benzemeyen, aksiyon-savaş sahnelerini üst üste getirmek. Bir de, duygusal fırtınalar yaratmak mahaline seyirciyi eğlendirmeyi amaçlamak. Mesela “John Carter” ve Okumaya devam et “AKSİYON SAHNELERİ EĞLENCELİ”

SORUMLULUK VE VİCDAN

SORUMLULUK VE VİCDAN

“Barbara” donuk vatandaşları, merhametsiz saklı polisi ve huzursuz taşrasıyla alıştığımız anti-komünist Ilgisiz Savaş filmlerini de anımsadıyor. Onlardan ek olarak kudretli meydana gelen yanı, taşra hastanesinin “çaresiz doktorları”Barbara ve Andre (Ronald Zherfeld) karakterleri… İkisi de bana Albert Camus’nün “Veba” romanındaki Doktor Rieux karakterini hatırlattılar. Doktor Rieux bir yıkıma dönüşen veba salgınına karşın, teslim olmadan ısrarla elinden gelenin en iyi olanını inşa etmeye çalışır. Barbara, insanlardan uzak ilgisiz sarışın olmayı tercih etse de iş doktorluğa geldiğinde o da “Veba”nın doktoru benzeri elinden gelenin en iyi olanını inşa etmek amaçlı çabalıyor. Doğu Almanya’nın da o senelerde bir çeşit hastalığa yakalandığını düşünürsek, Barbara’nın finaldeki seçimi yabancı bir mana kazanıyor. Sorumluluk, ahlak ve yürek üstüne bir film “Barbara” ve benim düşünceme göre Okumaya devam et “SORUMLULUK VE VİCDAN”