IDOMENİ TRAJEDİSİ

IDOMENİ TRAJEDİSİ

Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı alan “Fuocoammare” başka bir deyişle “Denizdeki Ateş”de şuanki göç krizinin belgeseli. İtalyan yöneten Gianfranco Rosi’nin filmi çektiği Lampedusa Adası, Afrika ve Ortadoğu’dan binlerce kaçak göçmenin Avrupa’ya ulaşmak amaçlı karaya ayak bastığı koltuk. Adada aylar geçiren Rosi, ödülünü Lampedusa vatandaşlarına adıyor; “Yüreklerini mültecilere açtıkları için”diyor.
Avrupa’nın istemediği insanlara açtıkları amaçlı… “Trajediden kaçan vatandaşlar, denizde boğulamaz”diyor. Şayet tam 15 senedir Afrika kıyılarından Lampedusa’ya uzanan göç yolunda binlerce insan ölüyor. Göç olgusu Berlinale finaline hâkim oldu. Milyona yakın göçmene kapılarını açan Almanya hemen bir göç filmini ek olarak konuşuyor.
Kosova’dan kaçış öyküsünü ifade eden “Babai” 90’ların Yugoslavya’sında geçiyor, şayet bugünün de suallerini Okumaya devam et “IDOMENİ TRAJEDİSİ”

Hiç şeker değilsin

Hiç şeker değilsin

Canan Karatay’ın kulakları çınlasın, bilim âleminde şekere karşın davranış gittikçe şiddetleniyor. Şeker savaşında Karatay’ın Abd şubesi Dr. Lustig’in yayınları malûm. Hemen ABD BIRLEŞIK DEVLETLERI’de indirilmeye çıkan “Şeker Davası” isimli kitap da şekeri, dünyanın en yaygın “bağımlılık yapan maddesi” duyuru etmekte.
Etik sebeplerle bu sabah ek olarak erken ama bilim literatürü ileride bunu yazacak; ‘Şeker, sigaradan ek olarak kocaman bir musibettir’ mottosu yaygınlaştırılacak. Yazacak zira bugünün lügatında dahi söylenen, şekerin kokainden de beter bir illet meydana geldiği. Eh sigara ve kokain olarak bilinen iki madde aralarında dağlar civarı ulaşım farkı olduğuna yönelik, şekeri sigarayla kıyaslamak ek olarak mantık olacak.
İleride, çocukları bağımlılıktan muhafaza etmek amaçlı şekerin tadına hiç varmamaları öncelikli sorun haline geliyor olacak. Nitekim Profesyonel. Dr. Canan Karatay’ın sihirli cümlesi benim düşünceme yönelik şu: “Babam şeker hastasıydı. Annem bize hiç şeker vermedi. Ben de çocuğumu öyle yetiştirdim.” Üstelik Abd’da yaşadıkları dönemde, Okumaya devam et “Hiç şeker değilsin”

BUNLARI YAP PRENSİ KAP

BUNLARI YAP PRENSİ KAP

Lafla peynir gemisi yürüten Matthew Hussey hazretleri, kadınlara ‘beyaz atlı
prens’leriyle çıkacakları önce randevularında yapmaları ve yapmamaları gerekenler
konusunda da 5 maddelik bir liste çıkarmış. Her ne civarı ‘beyaz süvari prens’ tarafı
olsam da sizin amaçlı bu maddeleri derledim sevgili şanssız prensesler! Olabilir ya, yolu
sevgiden geçtiğimiz her biri benzeri bir zaman yolumuz bir yerlerde kesişirse en azından bana
bunları yapmayın diye yazıyorum… Allah gönlünüze yönelik versin:
Seksi olmak amaçlı bir sürü uğraşmayın; hamle ve yırtıcı görünmeyin… Prens efendiyi
daha kafadan ürkütmeyin! Sizin tüm erkeklere karşın böyle davrandığınızı
düşünüp geriye hamle atabilir. Unutmayın yakışıklı prensiniz ve sadık arkadaşı beyaz atı
sizin kişiliğinizi de tanımlamak arzu eder… Yerseniz… Okumaya devam et “BUNLARI YAP PRENSİ KAP”

PEKİ YA DİZİNİZ BIR SÜRÜ KÖTÜYSE

PEKİ YA DİZİNİZ BIR SÜRÜ KÖTÜYSE

Bizim her konudaki bu anlamsız fanatizmimizin son örneği Bu Kalp Seni Unutur mu? dizisi çevresinde görünüyor. Ortalık dinamit yoğun kamyonlardan, darbe planlarından, uygun fiyat krizden ve ek olarak bir sürü reaksiyon gösterilmesi gerekli olan olaydan geçilmezken bir grup dizisever Bu Kalp Seni Unutur mu? yayından kaldırılmasın diye imzasını kampanyası başlatmış…
Darbeleri de dizi benzeri takip edilen bir halk amaçlı sevinsem mi üzülsem mi bilemedim!
12 Eylül Anayasası’na yüzde 90’dan pek bir oranda “Olur” diyen bir milletin ülkesinde suya sabuna dokunmayan, üç-dört reklam kuşağı arasına serpiştirilen color-correction’lı buğulu fotoğrafları bu civarı sahiplenmesi bir sürü güzel! Okumaya devam et “PEKİ YA DİZİNİZ BIR SÜRÜ KÖTÜYSE”

Uzak haziran


Uzak haziran

BİR haziran sabahı büyük bir boşluğa açtım gözlerimi. Kimsem yok…
Bir bulutlar var etrafımda…
Düşüyorum…
Ne bir ses, ne bir kıpırtı… Ek Olarak geçen gün baştan aşağı hayattı her şey, bu sabah hiçbir şeyim yok!
“Güzel birşeyler düşünmeliyim”diyorum bizzat kendime… Yarına, önümüzdeki güne, önümüzdeki aya, önümüzdeki seneye konusunda harika birşeyler düşünmeliyim…
Üzerinde yaşadığım bu topraklardaki tüm vatandaşlar benzeri büyük bir umutsuzluk bulutunun içinden geçiyorum. Çıt çıkmıyor kimseden!
Birazdan yere çakılacağım. Korkuyor muyum? Hayır.
Sadece ne süre olacağını heyecan ediyorum. Çarpma hemen neler hissedeceğimi tahmin ediyorum. Acı mı, büyük bir rahatlama mı? Hiçbir fikrim yok… Okumaya devam et “Uzak haziran”

Arizona Rüyası

Arizona Rüyası

Hayatımda rüya ile hakikat arasındaki incecik çizginin iyice silikleştiği günlerden birinde, illerin ‘en kültürlüsünde’ asıl işi balık saymak meydana gelen şayet kimseler farklılık etmeden onların rüyalarını dinleyen Alex’in öyküsünü izledim…
Düşünmeyen, konuşmayan, kendisini anlam edemeyen şayet her şeyi alim bir balığın düşünü anlatıyordu Alex!
Bir hayalin peşinden evimden binlerce kilometre uzağa gittiğim, düşünemediğim, gerçek düzgün konuşamadığım, kendimi yorumlamak amaçlı her ağzımı açtığımda kendimi hepten anlamsızlaştırdığım günlerdi…
Bugün benzeri anımsıyorum, gündüz mü gece mi olduğuna bir çeşitli hüküm veremediğiniz yağmurlu bir gün içerisinde topu topu 5 metrekarelik bir odada Karin’le birlikte 36 ekran bir televizyona gözümüzü dikmiş Alex’in rüyasına bakıyorduk. Okumaya devam et “Arizona Rüyası”

1 masaj alındı

1 masaj alındı

Hayatım topu topu 100 kelimenin ve tespit edecek tümce kalıplarının çevresinde dönüyor. İş yerinde ‘yeni bir aşka yelken açanlarla’ uyanıp, ‘objektife yakalananlarla’ kol kola dolanıyorum ortalıkta…
Sadece iş yaşamında da değil, gece dışarı çıktığımda üç aşağıya 5 yukarıya benzer şeyleri konuşuyorum her gün; benzer şeyleri yapıyorum… Daima benzer şarkıları dinleyip, her erken yatağın benzer aracılığıyla kalkıyorum. Arabamı altını çizen benzer yere park ediyorum, benzer şeylere gülüp, benzer şeylere hisleniyorum… Saçmalamalarım dahi tekdüze… İtalyan yazar Papini’nin, “hiçbir zaman sahip olamayacağı bir şeyi isteyen” perişan kahramanı benzeri hissediyorum bir süredir: “Kendim olmamak talep ediyorum…” Okumaya devam et “1 masaj alındı”

HER ŞEYİ HATIRLIYORSUNUZ BİR BİR

HER ŞEYİ HATIRLIYORSUNUZ BİR BİR

Saniyenin bilmem kaç binde biri bir süre arasında içeride kalbi duranla yaşadığınız her şeyi masanın üst kısmına yayıp, ardından tek tek hatıralar derliyorsunuz. “Bunu ne türlü hatırlıyorum?” diye bizzat kendinize şaşıp kaldığınız en alakasız, en olmayacak birşeyler dönüp duruyor kafanızın içerisinde… “Şimdi sırası mı bunun?” diye kendinize kızarken, dizlerinde yattığınız bir öğleden ardından gelip oturuyor gözlerinizin önüne… Ağlasanız olmuyor, gülseniz olmuyor…
Hatıralar, ne türlü başladığı belli olmayan kırk ikindi yağmurları benzeri sağınızdan solunuzdan akmaya başlıyor ansızın…
Güldüğünü hatırlıyorsunuz; ağladığını, bağırdığını, sustuğunu, yürüdüğünü, durduğunu
hatırlıyorsunuz… Okumaya devam et “HER ŞEYİ HATIRLIYORSUNUZ BİR BİR”

Ayrıntılı magazin

Ayrıntılı magazin

“Bir zamanlar Almanya’nın Berlin şehrinde Albinus isminde bir erkek yaşardı. Zengindi, saygındı, mutluydu; günün birinde gencecik bir metres uğruna karısını terk etti; sevdi, sevilmedi ve yaşamı felaketle son buldu. Öykünün tümü bu civarı. Biz de üzerinde durmayabilirdik, şayet anlatmaktan huzur alıp kâr elde edebileceğimizi bilmeseydik. Hatta her ne civarı bir insanın hayatının özeti yosunla çerçevelenmiş olarak bir kabir taşının üzerine rahatlıkla sığarsa da, ayrıntılar her süre hoşa gider.”
Vladimir Nabokov, ‘Karanlıkta Kahkaha’ romanına bu şekilde başlıyor ve 200 küsur sayfa Albi-nus’un yaşadıklarının ‘detayları’nı anlatıyor! Okumaya devam et “Ayrıntılı magazin”

Küstüm çiçekleri

Küstüm çiçekleri

“SERSERİLER amaçlı meydana geldiği benzeri hiçbir işe yaramaz ve haddini bilmez yazar bozuntuları amaçlı de bir kanun olmalıydı…”
Şu anda okumakta olduğunuz kelimeleri yazarken kıkır kıkır gülüyorum! Bilinen senenin 365 bugünü, ‘yeni aşka yelken açanlarla’ yatıp ‘objektife yakalananlarla’ uyanınca; birden çok ayda bir her defasında bir öncesinde ne yaptığını unutup ‘bu sefer içerisine sinen’ albümünü ifade eden popçuların röportajlarını, kameraya iki göz süzüp baktıkları amaçlı ‘oyunculuklarıyla adlarından laf ettiren’ yıldızların demeçlerini okuyunca, başka bir deyişle gırtlağına civarı ‘magazin’e bulanınca birey ek olarak kalifiye bireylerin hayatlarına gıpta ediyor!
İşte bu duygularla geçtiğimiz hafta sonu Ayşe Arman’ın Hürriyet Pazar’da ‘edebiyat ajanı’ Barbaros Altuğ’la yaptığı Okumaya devam et “Küstüm çiçekleri”